
işte ametin fenerle yaptığı bisiklet farı. iyi ışık veren farlar pahalı olunca aynı ışığı veren el feneri alıp 2 tane klips gibi aparatla onu bisiklete bağladı. memnun kalırsa bana da yapıcaz bundan

işte ametin fenerle yaptığı bisiklet farı. iyi ışık veren farlar pahalı olunca aynı ışığı veren el feneri alıp 2 tane klips gibi aparatla onu bisiklete bağladı. memnun kalırsa bana da yapıcaz bundan

“-Uzayda insan dehşete düşebilir ama endişelenemez.
-Yumuşak maddeler koyulmamış koltuğu yerçekimsiz ortamda dinyadaki en konforlu yataktan bile daha rahattı.
-Bilimsel bilgileri geliştikçe doğanın onlara bahşettiği zayıf, hastalıklı ve kazaya eğilimi olan ve böylece onları kaçınılmaz ölüme sürekleyen vücutlarından kurtulacaklardı.
-Hiçbiri gerçeğin kendisinin yarısı kadar bile çılgınca olmayabilir.
-Belki bir gün insan ırkı yeni bir estetik anlayışı geliştirebilir; idealleri rüzgar ve suyla biçimlenmiş dünyanın doğal şekillerine dayanmayan bir sanatçı nesli yetişirdi. Uzayın kendisi çarpıcı bir güzellikler diyarıydı; ne yazık ki insanın araçları henüz ona yetişememişti.
-Gemide ingilizce standardı mükemmelden yeterince hızlı konuşursan ne kadar hata yaptığının önemi olmaza kadar değişiyor.
-Dünya, çok azı konuşma yeteneği kazanabilecek milyonlarca sessiz gezegenden biriydi.
-Her şeyi yapabilmenin inanılmaz can sıkıntısına henüz ulaşmamışlardı.”
Arthur C. CLARKE, 2001: Bir uzay efsanesi & 2010: Uzay efsanesi-2

deniz otobüsüyle bakırköy’e geçtik (bisiklet ücreti 3 tl idi, ayrıca dış hatlara bisiklet kabul etmiyorlarmış, arabalı vapura kabul ediyorlarmış sadece, o da 5 tl imiş, neyse) oradan yeşilköye kadar gittik.

sonra beşiktaşa doğru dönüşe geçtik, arada balık-ekmek malosı da verdik. 2. molamız ise karaköy güllüoğlu idi, yaktığımızdan fazlasını doldurduk depoya.

toplam 46 km etti. tur biraz plansız gelişti ama tam turist gibi hissettirdi, özellikle galata köprüsünden bisikletle geçme kısmı çok hoşuma gitti.

bisikletle kadıköy - bostancı, motorla heybeliadaya geçip adayı dolaşma ve yine bostancı üzerinden kadıköye dönüş. 26 km süren bu rota 40 km süren kartala gidip dönmekten daha yorucu oldu, çünkü heybeliada bir yokuş bir yokuş. bisiklet bilgisayarının gösterdiği maksimum hız değeri de 46 kmh e çıktı.
polonezköy taraflarına da tur yapmak istiyorum ama hala şehiriçi trafiğine girmekten korkuyorum, bakalım.


önce kapının camlı bölümünü tadilattan arda kalan duvar kağıdıyla kapattım sonra ip ve balonla yapılan şu abajurlardan yaptım ve güzel zamanlar hep gözümün önünde olsun diye bir duvara da fotoğraf astım. odama bahar geldi.

Paris’teki kiralık bisiklet uygulaması bu, yıllık üyelik 29-39€ civarında, gayet güzel. Benzerini Kayseri’de de yapmışlar ama bisiklet olup yollar ona göre düzenlenmeyince Paris’teki kadar tutmamış haliyle. İstanbul’da ise Sultanahmet civarının pilot bölge olduğuyla ilgili haberlere denk geldim, İspark’ın 35 bisikletle ve 2 istasyonla uygulamayı başlattığı yazıyordu, bakalım nasıl olacak.

Madem yazın bisiklet turu yapacağız, önce yaşadığımız şehri bisikletle gezelim değil mi? Kadıköy’den vapura binip Beşiktaş’a geçtik, oradan da bisikletle Ortaköy ve Bebeği geçerek sahili takip edep İstinye’ye ulaştık. 2 köprüyü de geçince aslında bisikletle her yer ne kadar yakın diye düşündük tekrar, bir de yollar güzel olsa.. gidiş dönüş 26 km civarı sürdü, Kadıköy’e geri döndüğümüzde boğaya kadar olan ve güzel havalarda aşırı kalabalık olan yolu kullanmak yerine moda burnunu dolaşarak eve dönünce kilometreyi de 30 a tamamlamış olduk.

Yolumuzun üzerinde Rumeli Hisarı, Sabancı müzesi gibi yerler vardı. Ancak en güvenlisi hiç kilit kullanmamakmış -amet öyle dedi, böylece bisikleti hiç yalnız bırakamazmışız =D- evet en güvenlisi o olduğundan bisikletleri bırakıp oraları gezemedik, kilit alıp bu rotayı tekrar yapınca yol üstündeki yerleri gezmeden geçmeyiz artık.

”-İnsanlar Bette’nin bir garson olduğu için onlarla bu kadar kolay konuştuğunu sanıyorlar. Malzeme toplayan bir yazar olduğunun farkında değiller.
-Sadece iki tür rüya görüyorum, kötü ve korkunç olanlar. Kötü olanlarla başa çıkabiliyorum. Onlar yalnızca birer kabus ve eninde sonunda bitiyor, uyanıyorum. Korkunç olanlarsa güzel olanları. Korkunç rüyalarımda her şey yolunda.
-(Düşler ülkesinin kütüphanesinde) Müstesna kitaplar. Hiçbirisini yeryüzünde bulamazsın. Mesela bu bölümde yazarlarının hayalini kurmak dışında asla yazmadığı ya da bitiremediği romanları var.
-Söyle bana neden? Bütün önemsiz başarısızlıkları için neden beni suçluyorlar? “Şeytana uydum!” Bir tanesini bile hiçbir şeye kışkırtmadım. Kendi küçük hayatlarını kendileri yaşarlar. Ve sonra ölüp buraya gelirler. (Doğru olduğuna inandıkları bir şeye karşı günah işlemişlerdir) ve acıya, ceza çekmeye karşı duydukları arzularını doyurmamızı beklerler.
-Dışarıdan ne kadar sıkıcı ve sıkıntılı görünürlerse görünsünler, bütün dünyadaki herkesin gizli bir dünyası var. Hepsinin içlerinde hayal edilemeyecek, şaşılacak, aptal ve büyüleyici dünyalar var.”
Neil Gaiman, Sandman 1-3-4-5
Wyoming Dirt Road Milky Way by Eric Hines Photography on Flickr.
gidilen gezilen yerleri hatırlamak güzel ama rem-überlin (http://fizy.com/#s/23ln53) bana gitmediğimiz yerleri hatırlatıyor ve mutlu ediyor. başta kulağa saçma gelse de aslında daha yaşayacak çok güzel şeyler olduğunu düşünmek öyle güzel ki.